Anti-Damping Sorunu


Damping, bir malın yabancı piyasalarda adil olamayacak kadar düşük bir fiyata satılmasıdır. Tanım sorunun damping olduğu izlenimini yaratabilir ancak günümüzde ticaret için gerçek sorun anti-damping yasalarıdır. Anti-damping, ithalatı kısıtlamak isteyen ancak serbest ticaret anlaşmaları sebebiyle bunu yapmakta zorlanan hükümetlerin sıklıkla başvurduğu çözüm yolu olmuştur. Bu amaçla hükümetler, yabancı firmaları haksız bir fiyatlama uygulamasıyla suçlayarak, ithalat üzerine anti-damping vergisi koyabilir. Anti-damping, zararlı fiyatlama politikalarını engellemeye değil, korumacılığa hizmet etmektedir.


Tarihi 20. yüzyılın başlarına kadar gitse de anti-damping vergileri 1990’lardan itibaren hızlı bir artış göstermiştir. Anti-damping vergileri ilk defa 1904 yılında Kanada tarafından Amerika’dan ithal edilen çeliğe karşı kullanılmıştır. Günümüzde ise Amerika anti-dampinge en çok başvuran ülkelerden biridir. Amerika’nın ardından Meksika, Türkiye, Güney Afrika, Brezilya gibi ülkeler gelmektedir.


Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) tarafından kabul edilen Anti-damping Anlaşması damping için iki tanım sunar. İlk tanıma göre bir firma ürününü dışarıda, iç pazarda olduğundan daha düşük bir fiyata satıyorsa, damping uyguluyordur. Bu tanım fiyat farklılaştırması(price discrimination) kavramına dayanır. Fiyat farklılaştırmasının bir örneği yaş indirimleridir. Sözgelimi öğrenciler diğer yaş gruplarına göre sıklıkla daha düşük bir fiyat öderler. Şaşırtıcı bir biçimde fiyat farklılaştırması iç piyasada tamamen normal ve yasal bir uygulama olarak değerlendirilirken, uluslararası ticarete gelince adaletsizliğe yol açtığı varsayılır.


Anlaşmanın öne sürdüğü ikinci tanıma, ilk tanımın uygulanamadığı durumlarda başvurulur. İkinci tanım aynı zamanda damping için iki kriter getirir. İlk kritere göre firmanın ürünü için iç pazar yoksa damping tespiti başka bir ihraç pazarına bakılarak yapılır. Eğer firma, ürününü bir ihraç pazarında diğerinde olduğundan daha düşük bir fiyata satıyorsa damping uyguluyordur. Bu kriter, ilk tanımdaki gibi, fiyat farklılaştırmasına dayanır. İkinci kritere göre damping firma ürününü maliyetin altında sattığında olur. Fakat, firmaların bazı zamanlarda zararına satış yapması normaldir. Piyasalarda resesyon olabilir, hatalı kararlar alınabilir ya da firma envanterini boşaltmak zorunda olabilir. İkinci kriter de fiyat farklılaştırması tanımında olduğu gibi yabancı firmaları, yerli firmalardan daha yüksek bir standarda tabi tutar. Dolayısıyla, tanımlandığı şekliyle damping adaletsiz bir ticari uygulama değildir.


İkinci kriterdeki maliyetin altında satış ifadesi bize yıkıcı fiyatlandırmayı(predatory pricing) çağrıştırır. Yıkıcı fiyatlandırma tekel pozisyonu elde etmek için maliyetin altında satış yaparak rakipleri piyasa dışına itme stratejisidir. Rakiplerini eledikten sonra firma tekel fiyatıyla eski zararlarını da telafi ederek daha fazla kâr elde eder. Yıkıcı fiyatlandırma anti-damping için temel argümanlardan biri olmuştur. Bu argümanla ilgili sorun yıkıcı fiyatlandırmanın çok nadir görülen bir uygulama olmasıdır çünkü yıkıcı fiyatlandırma firmaların amacına iyi hizmet etmez. İlk olarak, güçlü anti-tröst yasaları olan ülkelerde firma tekel pozisyonu elde ettikten sonra fiyatları zararlarını karşılayacak kadar yükseltemeyebilir. Fiyatları yükseltmekte başarılı olsa bile, firma, yeni rakiplerin piyasaya girişini ve fiyat rekabetine yol açmasını engelleyemez. Ayrıca, piyasa dışına sürülmüş eski rakipler varlıklarını değerinin altında ucuza satmak zorunda kalırlar. Bunları ucuzdan satın alan kişiler yeni ve düşük maliyetli rakipler olarak piyasaya giriş yapabilirler.


Anti-damping yasaları doğası itibariyle korumacıdır. Dolayısıyla, tüketicinin zararına olacak şekilde üreticilerin çıkarlarını gözetir. Anti-damping tehdidi yabancı firmaları fiyatları yükseltmeye teşvik eder. Anti-damping soruşturmasına maruz kalma ihtimali fiyat rekabetini hafifletir. Ayrıca, anti-damping yasaları yerli firmaları daha yüksek fiyatlarla satmaya teşvik eder çünkü anti-damping yasaları yabancı firmalar için rekabeti daha riskli hale getirir. Anti-damping yasalarının yol açtığı başka bir sorun verimlilik kaybıdır. Anti-damping soruşturmaları firmaların kaynaklarını üretken aktivitelerden, damping suçlamasına karşı kendilerini savunmaya kaydırmasıyla sonuçlanır. Son olarak, anti-damping yasaları yerli üreticiler tarafından rekabeti engellemek için kötüye kullanılabilir. Anti-damping yasaları rant arayışı için fırsatlar sunar.


Sonuç olarak, anti-damping yasaları hatalı ekonomik argümanlar üzerine inşa edilmiştir ve her korumacı önlemde olduğu gibi rekabete ve tüketiciye zarar verir. Anti-damping yasaları teoride olduğu kadar uygulamada da kusurludur ve istismar edilmeye açıktır. Anti-damping yasalarının tamamen kaldırılıp haksız ticari girişimlere karşı başka önlemlerin düşünülmesi yerinde olacaktır.



Yazar: Hasan K. K.

 

Referanslar:


1-Kitgaard T. and Schiele, K., 1998, Free versus Fair Trade: the Dumping Issue, Current Issues in Economics and Finance, Federal Reserve Bank of New York 4, 8


2-Kerr, W. A. 2001. Dumping—One of those economic myths. Journal of International Law and Trade Policy 2: 1–10


3-McGee, Robert W. 1996. Some Thoughts on Antidumping Laws: Utilitarianism, Human Rights and the Case for Repeal, European Business Review 96: 27-33


4-McGee, Robert. 1993. 'The Case to Repeal the Antidumping Laws, Journal of International Law and Business 13: 491-562

 

50 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör