Kuran'da Faiz Haram Mı?

Güncelleme tarihi: 15 Nis 2021



Kanuni Sultan Süleyman döneminde para vakıflarının uyguladığı faizin haram olduğu düşüncesi ilim sınıfı tarafından gündeme getirilince, dönemin şeyhülislamı Ebussuud Efendi faizin riba olmadığını, eğer faiz yasaklanırsa ekonominin darlığa düşeceğini ve bunun en çok ''alt kesimi'' dara düşüreceğini belirtmiştir. Bu tartışma Kanuni'nin de ilgisini çekmiş ve alimleri bir araya getirtip bu konuyu tartıştırmıştır.


Kanuni Sultan Süleyman en sonunda faiz ile yapılan işlemlerin bir süre durdurulmasına ve ekonominin gerçekten darlığa girip-girmeyeceğinin tespit edilmesine karar vermiştir. Bir süre faizsiz sistem test edildikten sonra Ebussuud Efendi'nin görüşü kabul görmüş ve Osmanlı'da faiz yasal bir işlem olarak kabul edilmiştir.


Kanuni ile birlikte yasal olan faizli işlemler Osmanlı'nın son dönemine kadar devam etmiş ve Osmanlı ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Ebusuud Efendi kendisine yöneltilen ''Bir kişi rıbh ödüncün faizidir, İslâm'da ödünç karşılığı alınan faiz haramdır, dise ana nesne lâzım olur mu?'' sorusuna ''Muamele-i sahiha olıcak haram dimemek gerek.'' diye yanıt vermiştir.

 

Kuran meallerinde ‘’riba’’ kelimesine anlamı son derece daraltacak bir şekilde ‘’faiz’’ anlamı verilirken, Ebussuud Efendi Kuran’da geçen riba ‘’kavramının’’ faizi kapsamadığını, faizin bir riba çeşidi olmadığını söylemiştir. Yani ‘’riba kavramı aslında birçok olayı ve ‘’zararlı durumu’’ kapsarken bunlar görmezden gelinerek sadece faiz ve türevleri şeytanlaştırılma yoluna gidilmiştir’’ denebilir. Fakat Ebusuud Efendi dönemindeki diğer alimler de onun görüşüne katılmış, faizin haram olduğu düşüncesini savunanlar taraftar bulamamıştır.


Peki bu konu neden önemli? Çünkü faizin haram olarak görülmesi Ebusuud Efendi’nin de vurguladığı gibi en çok alt kesimi zarara uğratmaktadır. Faiz (aşağıda örneklerini de vereceğim gibi) fakirleri daha fakir, zenginleri daha zengin yapan bir uygulama değil, en çok fakirlerin mali durumunu düzelten bir uygulamadır. Faiz yasaklansa bile zenginler eskisi gibi her türlü ihtiyaçlarını yine tek seferde karşılayabileceklerdir ancak fakir insanlar hiçbir şey alamaz hale gelecektirler.


Örneğin yeni evli bir çift bir ev takımını 20.000 TL’ye almak istiyor diyelim. Bir asgari ücretli bu takımı almak için 10 aylık maaşını hiç harcamadan biriktirmelidir ki böyle bir şey de mümkün değildir. Türkiye şartlarını görmezden gelip, bu asgari ücretli kişinin her ay köşeye 500-600 TL koyduğunu varsaysak bile bir takımı almak için bile yaklaşık dört sene para biriktirmesi gerekir. (Bunun yanında bu dört senede bu kişi parasını bankaya da yatırmadığı için ve Türkiye’de sürekli yüksek enflasyon olduğu için parası da pul olacaktır, buna hiç girmiyorum.) Halbuki bu çift kredi yoluyla bankadan 20.000 TL çekebilir ve bunu uzun vadeler halinde ödeyerek ihtiyacı olan mülklere o gün sahip olabilirdi. Zenginler içinse hiçbir şey fark etmiyor, zengin kişiler yine o mobilya takımını tek seferde alabilecek güce sahip. Lütfen bunu iyi düşünün.


Bu hatalı faiz ve riba algısı sadece alt kesime değil, ülkemize ve diğer İslam devletlerine de ekonomik açıdan büyük zarar vermektedir. Örneğin 2018’de insanların yıllarca zar-zor biriktirip köşeye koydukları ve haram olduğunu düşündükleri için bankaya yatıramadıkları paralar birkaç gün içinde %25 değer kaybetmişti. Bu yüzden bu konuyu açıklamak önemli, çünkü birçok kişinin birikimi ve yatırımı bu anlayış yüzünden neredeyse hiç olma noktasına geldi ve böyle giderse gelmeye de devam edecek.

 

Faiz Nedir?


Düşünelim: İki sene önce 100.000 TL'ye bir konut satın aldınız ve konutu 500 TL'den kiraya verdiniz diyelim. Peki, aynı evi on sene sonra yine 500 TL'den kiraya verir misiniz? Ya da 100.000 TL'ye aldığınız o evi on sene sonra yine aynı değerden mi satarsınız? Yoksa enflasyon farkını ekleyip 120.000 TL'den mi satarsınız? Veya 500.000 TL'ye bir dükkan satın aldınız diyelim. Burayı bir kişiye işletmesi için teslim ettiğinizde, teslim ettiğiniz kişiden her ay belli bir miktar para istemez misiniz?


İşte faiz de böyle. Bankaya 100.000 TL yatırırsanız, o parayı işletir ve size her vadede belli bir miktar para verir. Buna ''haram'' diyeceksek şayet, 500.000 TL'ye satın aldığımız işletmeyi neden direkt devretmiyoruz da her ay kira istiyoruz? Çünkü ‘’bizim’’ malımız üzerinden bir gelir elde ediyor, değil mi? Aynı şekilde bankaya 100.000 TL verdiğimizde, o da ''bizim'' paramızı kullanma bedeli olarak bize bir miktar gelir getiriyor.


Yani aslında banka bize ‘’yukardaki örneklerle tamamen aynı mantık ile’’ paramızın kirasını ödüyor. Bunda fakirleri daha fakir yapan, insanların hayatını karartan durum nedir? Cidden banka faizi fakir insalarla zarar mı veriyor yoksa aksine insanları refaha mı kavuşturuyor? İşte, Ebusuud Efendi’nin de bahsettiği gibi Kuran bu ticareti yani faizi değil, haksız kazancı yani ribayı yasaklıyor. Peki, ticaret ile haksız kazanç arasında nasıl bir fark var? Birkaç örnek üzerinden gidelim:

 

Örnek 1:


+ Merhaba Mahmud Bey, kızım hasta, tedavi ücretlerini ödeyecek kadar param yok. Acaba bana ‘’X’’ kadar para verir misiniz?


- Olur. Ama bir sene sonra, aldığın paranın %50’si kadar fazla ödersin. Para veriyorsam ben de bundan karlı çıkmalıyım.


+ Napayım... kabul etmek zorundayım, yapacak başka hiçbir şeyim yok. Yoksa kızım tedavi olamayacak.


Örnek 2:


+ Merhaba Mahmud Bey, bankaya çok fazla borcum olduğu için kredi vermediler size gelmek zorunda kaldım. Acil ödemem gereken borçlar var, ‘’X’’ kadar nakit para verir misin?


- Olur. Ama bir sene sonra iki katı kadar geri ödersin ve geciktirdiğin her ay için borcun %10 artar.


+ Of... yapacak hiçbir şeyim yok. Kabul etmezsem banka yakama yapışacak ve evime haciz gelecek, ailem dağılacak.


Örnek 3:


+ Merhaba Mahmud, sevgilimle ‘’X’’in konserine gitmeyi çok istiyoruz, eğer sen gitmiyorsan veya elinde fazladan bilet varsa bana iki bilet satar mısın?


- Olur. Ama bilet başına beş kat fazla para ödersin. Kabul ediyorsan al. Yoksa başkasına satarım.


+ Hmm... yapacak bir şey yok. Kıza söz verdim bir kere, almak zorundayım. Bu sefer de böyle olsun.

 

Örnek 4:


+ Merhaba Mahmud Bey, ben fabrika kurmak ve üretim yapmak istiyorum. Bunun için bana 100.000 TL verir misiniz?


- Olur, ama enflasyon ve kar payını da dahil etmem gerek. Bana bir yıl sonra 125.000 TL olarak geri ödemeyi kabul edersen hemen verebilirim.


+ Harika! Ben bu işten 200.000 TL kar etmeyi planlıyorum. 125.000 TL iyi bir fiyat. Anlaştık.


Örnek 5:


+ Merhaba Mahmud Bey, yazılım yapmak için bilgisayar almak istiyorum ama bu kadar toplu param yok. Uzun süre beklemek istemiyorum, bana para verir misiniz?


- Olur, ama enflasyon ve kar payı da isterim. Her ay bana ‘’X’’ TL ödemeyi kabul edersen, hemen parayı verebilirim.


+ Harika! Benim için çok uygun. Eğer parayı vermeseydiniz bu bilgisayarı almam için iki sene para biriktirmem gerecekti ama şimdi hemen alıp, verdiğim paranın fazlasını kısa süre içinde kazanabilirim, teşekkür ederim!


Örnek 6:


+ Merhaba Mahmud Bey, eşimle beğendiğimiz bir evi satın almak istiyoruz ama bu kadar uzun süre beklemek istemiyoruz ve o kadar birikmiş paramız yok, bize borç para verir misiniz?


- Olur, ayda ‘’X’’ TL olarak, 120 ay boyunca bana ödeme yapacağınıza söz verirseniz, bu parayı veririm.


+ Harika! Söz veriyoruz. Gördün mü Nezihe hayal ettiğimiz evi senelerce beklemeden her ay makul bir fiyat ödeyerek alacağız!

 

Gördüğünüz gibi ticarette iki taraf da mutlu ve karlı çıkarken, haksız kazançta tek bir taraf kar elde ediyor. Karşı taraf sıkıntı ve zorluk içinde bırakılıyor. Riba olayında; birinin zor durumundan faydalanarak kar elde etmek, kandırmak, zora sokmak... varken, faizin belli türlerinde ‘’zenginlik ve huzur’’ vardır. Eğer faiz olmasaydı kimse birbirine borç para vermezdi. Neden versin ki? Enflasyon diye bir şey varken, bir sene sonra zarara gireceğim bir parayı neden vereyim?


+ Abi, bana 100.000 TL verir misin, apartman dikeceğiz.


- Olur, ama 125.000 olarak geri isterim.


+ Olmaz abi, faiz haram. 100.000 TL olarak geri öderim.


- O zaman niye paramı vereyim aslanım, sen o parayı bana geri ödediğinde %25 enflasyon olacak. Kendim dikerim daha iyi.

Yani faiz olmasaydı oturduğumuz apartmanları bile dikemezdik. Kimse buna gönüllü olmazdı. İnsanlar zarar edeceklerini bile bile neden sizinle uzun sürecek bir iş yapsınlar? Mesela siz birine yüz koyun borç verseniz, beş sene sonra koyun bolluğu yaşandığında yine yüz koyun mu istersiniz? Yoksa eş değerini mi istersiniz?


Lütfen düşünün, faizli işlemler olmasa ‘’alt kesim’’ nasıl hayatı yakalayacak? Nasıl hayatını kuracak? Riba ile faizi birbirinden ayırt etmemiz şart. Buna cevap olarak ‘’ekonomiyi faiz ile değil zekat ile döndüreceğiz’’ dense de, zekat hiçbir şeyi çözemez. Markete girip peynir almak ile zekat vermek arasında ekonomik olarak hiçbir fark yoktur. Zekat ekonomiyi iyileştirmez, sadece bizim kalbimizi temizler.


Ayrıca faizli işlemler çok hacimlidir, kırkta bir ile hiçbir talep karşılanmaz. Birkaç kişi fakir olmayacak düşüncesiyle tüm toplumu fakirlikte eşitlemektir bu yapılan şey. Herkes fakirlikte eşitlenince fakirlik ortadan kalkmaz. Eğer alt kesimi düşünüyorsak ve ‘’daha iyi’’ yaşamalarını istiyorsak faizli işlemleri eleştirmeyi bırakıp, savunmalıyız. Bizim karşı çıkmamız gereken şey ribadır, riba ve adaletsizlikler en çok alt kesimin ekonomisini bozmakta ve onları fakirliğe mahkum etmektedir.

 

1-) Tefecilik, haciz yoluyla ucuzdan mal toplamak, bir malı değerinin 5-10 katı üstünde satmak, birinin zor durumundan faydalanıp ondan kar elde etmek... ribadır.


2-) Ticarette enflasyon farkı + faiz alabiliriz. Bu haksız kazanç değil, ticarettir. Ancak zor durumdaki biri borç istediyse sadece enflasyon farkını isteyebiliriz. Ancak Kuran bunu da tavsiye etmez, bağışlamak daha uygundur.


3-) Her şey riba olabilir. Bunu tespit etmek bize kalıyor. Her durum ve koşul farklı olabilir. Bizim kendimize şunu sormamız gerek: Ben gerçekten hak ettiğim bir parayı mı kazanıyorum?


2.275 Haksız kazanç ile para yiyenler, şeytanın çarptığı kimse gibi ayağa kalkarlar. Bu, onların, ''riba, ticaret gibidir'' demelerinden ötürüdür. Halbuki Allah ticareti helal, haksız kazancı ise haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de vazgeçerse, geçmişte kazandıklarını tutabilir; işi de Allah'a kalmıştır. Devam edenler ise cehennem halkıdır ve orada sürekli kalırlar.

 

Not: Hile-i Şeriyye demek ''evet bu haram ama biz hile yapıyoruz'' demek değildir. Hile Osmanlı'da ''çözüm'' anlamında kullanılan bir kelimedir. Bu kelimenin anlamı şeri konunun çözümüdür.


(1) Osmanlı’da faiz görüşü hakkında kaynak: https://www.academia.edu/40192934/%C4%B0brahim_%C3%87oban_Osmanl%C4%B1da_Faiz


(2) Mahfi Eğilmez’in ‘’Faizin Doğuşu Ve Yasaklanışı’’ yazısını okumanızı tavsiye ederim: https://www.mahfiegilmez.com/2019/11/faizin-dogusu-ve-yasaklanmasnn-oykusu.html

 

640 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ukrayna Krizi